top of page

MAZBATA KİMDE? (Uluç Gürkan'ın mutlak butlanla ilgili siyasi ve hukuki değerlendirmesi...)

  • Yazarın fotoğrafı: Uluç GÜRKAN
    Uluç GÜRKAN
  • 25 May
  • 4 dakikada okunur

Günümüz Türkiye’sinde sorunları hukuk temelinde tartışmanın ne kadar geçerli olduğu elbette tartışılır. Ancak yine de elimizde kalan son dayanak hukuk devleti ilkesi olduğu için bazı gerçekleri açık biçimde dile getirmeyi görev sayıyorum.

Bu nedenle, Kemal Kılıçdaroğlu’nun dayandığı Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin “mutlak butlan” kararının hukuken “yok hükmünde” olduğunu; Anayasa’nın 79. maddesi ile Siyasi Partiler Kanunu’nun 20. ve 21. maddelerine açıkça aykırı düştüğünü vurgulamak zorundayım. Gerçek anlamda hak, hukuk ve adalet diyen herkesi de yılmadan, bıkmadan bu gerçeği savunmaya çağırıyorum.


Burada öncelikle altı çizilmesi gereken nokta şudur:

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), söz konusu “mutlak butlan” kararını Kemal Kılıçdaroğlu adına bir “mazbataya” dönüştürmemiştir.

Kemal Bey’in elindeki adliye mahkemesi kararı, YSK tarafından onaylanmış genel başkanlık mazbatasının yerine geçmez.


YSK, CHP’ye yönelik hukuk dışı “tedbir” uygulamasının kaldırılması talebini reddederken, adliye mahkemesinin “mutlak butlan” kararına meşruiyet kazandırmış değildir. Tam tersine, kendisinin bu mahkemenin temyiz makamı olmadığını açıkça belirtmiş; ayrıca mahkemenin “mutlak butlan kararının gereğinin yapılması” yönündeki başvurusunu işleme koymamış, iade etmiştir.


Bunun anlamı son derece açıktır:

Mahkemenin “gereği yapılsın” diyerek işaret ettiği işlem, Kemal Bey’in genel başkanlığının YSK tarafından tescil edilmesidir. Ancak YSK bunu kabul etmemiş, bu yönde hiçbir işlem yapmamıştır.

Dolayısıyla, YSK onaylı genel başkanlık mazbatası hâlâ Özgür Özel adına kayıtlıdır.

Kemal Bey ise, elinde YSK onaylı bir mazbata bulunmadığı halde, polis gücü üzerinden CHP Genel Merkezi’ni fiilen kontrol altına almaya; hukuki meşruiyeti olmadan CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturmaya çalışmaktadır.

Osmanlı hukuk dilindeki karşılığıyla bu durumun adı, İsmet Paşa’nın benzer olaylar için kullandığı ifadeyle “fuzuli şagillik”tir.

 


HANGİ PROJE?

CHP’ye yönelik operasyon, yalnızca Kemal Bey’in fren tutmayan kişisel siyasi ihtirasıyla açıklanamaz. Burada daha geniş bir siyasal mühendislik çabası görülmektedir.

AKP iktidarı, CHP’yi kendi siyasal ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirmek istemektedir. Amaç; CHP’yi yeniden, seçim kaybetmeye mahkûm edilmiş, iktidara alternatif üretmeyen göstermelik bir muhalefet partisine dönüştürmektir.        

Kemal Bey’in “mutlak butlan” bahanesiyle bir dilekçe vererek CHP Genel Merkezi’ne yaptırdığı polis müdahalesi, bilerek ya da bilmeyerek Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana adım adım geliştirilen bir emperyalist projenin parçası olmuştur.


Sevr esaretinin Lozan’la tarihin çöplüğüne atıldığı ve tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu günden beri, Türkiye üzerindeki emperyalist projeler hiçbir zaman tamamen sona ermemiştir.

Bu çerçevede, ABD Başkanı Trump’ın Barack’ı hem Orta Doğu Özel Temsilcisi hem de Türkiye Büyükelçisi olarak görevlendirmesi dikkat çekicidir. Barack’ın Türkiye’ye ilişkin açıklamaları da rastlantısal bir “boşboğazlık” değil, belirli bir stratejik yaklaşımın dışavurumudur.

Bu zat, önce Türkiye’nin üniter ulus-devlet yapısı yerine “Osmanlı millet sistemine” benzer bir modele dönmesi gerektiğini savunmuş; açık ifadeyle ülkenin ümmet eksenli bir yapıya yönelmesini önermiştir. Ardından da mevcut “rekabetçi otoriter” sistemin, monarşik özellikler taşıyan “tam hegemonik otoriter” bir düzene dönüşmesinden söz etmiştir.

Bu yaklaşımın temel amacı açıktır:

Türkiye’nin, ABD’nin Ortadoğu politikalarının bölgesel taşıyıcısı hâline getirilmesi.

Bunun önündeki en büyük engellerden biri olarak da CHP görülmektedir.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Barack’ın açıklamalarına karşı onu “istenmeyen adam” ilan etme çağrısında bulunması, partisinin böyle bir projeye teslim olmayacağını göstermesi bakımından önemlidir.

 


KEMAL BEY’İN SORUMLULUĞU

Bu tablo karşısında Kemal Bey’in yapması gereken bellidir:

CHP’nin kısa süre içinde —örneğin 40-45 gün içerisinde— yeniden olağanüstü kurultaya gitmesini kabul etmek.

Kemal Bey, kendisini YSK’nın yerine koyan bir adliye mahkemesinin kararıyla CHP Genel Başkanı olamaz. Sadece CHP’liler değil; Türkiye’de demokrasiye inanan herkes, CHP’yi kimin yöneteceğine kurultay salonlarında seçilmiş delegelerin değil; mahkeme salonlarında atanmış hâkimlerin karar vermesini kabul etmez.


Bugün Kemal Bey’in önünde iki yol vardır:

Ya demokratik çözümü benimseyip CHP’yi yeniden örgüt iradesine götürecek; “önceki genel başkan” sıfatıyla partinin iktidar yürüyüşüne destek verecektir…

Ya da kendisine uluslararası ve iç siyasi projelerde biçilen rolü oynamayı sürdürecektir…

İkinci yolun siyaseten ağırdır. Unutmasın, tarihsel hafıza, çoğu zaman insanların nasıl geldiğini değil, nasıl ayrıldığını hatırlar.

 


YSK’NIN SORUMLULUĞU

YSK, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin Kemal Bey’e fiilen bahşetmeye çalıştığı “CHP Genel Başkanlığı’nı kabul etmedi; böyle bir siyasal tasarrufta bulunmadı.

Ancak bunu açık ve doğrudan bir dille ifade etmekten de kaçındı. CHP’nin başvurusu ile bağlantılı diğer başvurular hakkında verdiği dört ayrı kararda sürekli “top çevirmeyi” tercih etti.


Birincisi, CHP’nin adliye mahkemesinin verdiği “tedbir” kararının kaldırılması talebini reddetti. Ancak bu ret kararı, adliye mahkemesinin “mutlak butlan” ve buna bağlı “tedbir” kararlarını onayladığı anlamına gelmiyordu. Aynı şekilde, Kemal Bey’i de mahkeme kararına dayanarak “CHP Genel Başkanı” ilan etmiş olmadı.

Tam aksine, YSK açık biçimde, adliye mahkemelerinin temyiz mercii olmadığını; dolayısıyla ne “mutlak butlan” ne de buna bağlı “tedbir” kararını kaldırma yetkisine sahip bulunmadığını belirtti. Yetkili merci olarak da Yargıtay’ı işaret etti.

Ne var ki siyasi partilerin kongreleriyle ilgili nihai karar merciinin adliye mahkemeleri değil, Anayasa’nın 79. maddesi gereği bizzat kendisi olduğunu; bu nedenle adliye mahkemesinin “mutlak butlan” kararının hukuken hiçbir sonuç doğuramayacağını açıkça söylemedi. Her nedense bu netlikten özellikle kaçındı.


İkincisi, Özgür Özel ve ekibine YSK onayıyla verilmiş mazbataların geçerliliğinin tespiti için yapılan başvuru...

YSK bu başvuruyu da reddetti. Ancak gerçekte, bu ret kararıyla birlikte Özgür Özel ve ekibine verilmiş mazbataların hâlen geçerli olduğunu da fiilen kabul etmiş oluyordu. Buna rağmen bunu açıkça ifade etmek yerine, “hâlen yürürlükte olan ve iptal edilmemiş YSK kararlarının geçerliliğinin ayrıca tespit edilmesine yönelik bir karar alınmasının usule uygun olmayacağı” gibi dolaylı bir gerekçeye sığındı.


Üçüncüsü, Kemal Bey adına yapılan başvuru...  Kemal Bey’in CHP adına görev yapacak YSK temsilcisinin değiştirilmesi talebi, “tedbir talebinin reddedilmiş olması” gerekçesiyle işleme alınmadı.

Oysa bu talep işleme alınsaydı, YSK dolaylı biçimde adliye mahkemesinin Kemal Bey’i CHP Genel Başkanı ilan ettiği kararını kabul etmiş olacaktı. Bunu yapmadı. Ama aynı zamanda, “Size mazbata verilmediği için böyle bir talepte bulunma hakkınız yoktur” deme cesaretini de göstermedi. Yine topu taca atmayı tercih etti.


Nihayet dördüncüsü… YSK, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin “mutlak butlan” kararının “infaz edilmesi” istemiyle yaptığı başvuruyu da reddetti.

Aslında mahkeme, YSK’dan daha önce Özgür Özel ve ekibine verilen mazbataların iptal edilmesini ve CHP Genel Başkanlığı mazbatasının Kemal Bey’e verilmesini talep etmişti. Ancak YSK, “Kurulumuzun mahkeme kararlarını yerine getirmek gibi bir görevi yoktur” diyerek başvuruyu iade etti.

Böylece YSK, doğrudan ifade etmese de dolaylı biçimde, asliye mahkemesinin kararının yasal ve anayasal dayanaktan yoksun olduğu yönünde bir tutum ortaya koymuş oldu.

YSK’nın bu kararıyla birlikte, asliye mahkemesinin verdiği “tedbir” kararının hukuki zemini de tartışmalı hâle geldi. Çünkü esas hükmün uygulanma kabiliyeti bulunmuyorsa, evleviyet ilkesi gereği ona bağlı tedbir kararının da uygulanabilirliği ortadan kalkar.


Hukukta “evleviyet ilkesi” — yaygın kullanımıyla “haydi haydi ilkesi” — bir yasak ya da iznin kapsamından hareketle, daha hafif veya öncelikli durumların da “haydi haydi” aynı kural kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul eden mantıksal ve hukuki bir yorum yöntemidir...


Umarım YSK, yayımlayacağı gerekçeli kararda Anayasa’nın 79. maddesinin kendisine verdiği açık yetkiyi net biçimde ortaya koyar; siyasi partilerin kongreleriyle ilgili nihai karar merciinin kendisi olduğunu ve hiçbir adliye mahkemesinin bu yetkiyi gasp edemeyeceğini açıkça ifade eder. Böylece Türkiye üzerindeki kara bulutlar da dağılmış olur.


MAZBATA KİMDE? (Uluç Gürkan'ın mutlak butlanla ilgili siyasi ve hukuki değerlendirmesi...)

 

bottom of page