2. ÇÖZÜLME SÜRECİ
- Arda ÇELİK

- 14 Eyl 2025
- 3 dakikada okunur
Siyasal temsil işlevsizleşiyor, kurumlara güven yitiriliyor; bunalım yaşamın tüm alanlarına yayılıyor, toplumsal enerji birikiyor. Düş, düşünce ve duyguları düzenin siyasi özneleri değil, toprağını savunan Hatice Teyze; İkizköy direnişinden Nejla Abla dile getiriyor. Düzen partilerinin varlıklarını borçlu oldukları Anayasal ve yasal düzlem iktidarca ortadan kaldırılıyor, düzen muhalefetince yerinde tutulamıyor. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması keyfiyete bağlanıyor; emekçi sınıflar geçimini sağlayacak ücretten yoksun bırakılıyor; gençler geleceksizliğe tutsak ediliyor. Umut, yaşama mutlulukla bağlılık, insancıl yönler bir bir elimizden kayıp gidiyor. Saray iktidarının “Yeni Türkiye” sanrısı ise herhangi bir sokak röportajında ağzına geldiği gibi konuşan Mehmet Amca’nın tümceleriyle bozuluyor…
Terörist başının “Kurucu Önder” ilan edilip hain terör örgütü PKK’nın sözde silah bırakmasına uzanan, “Terörsüz Türkiye” adıyla topluma sunulan, şimdilerde de TBMM’de “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi” adıyla kurulan komisyon aracılığıyla rıza üretilmeye çalışılan “süreç”, 85 milyonun sinir uçlarıyla oynuyor…
İşte, 2. Çözülme Süreci’nin “toplumsal ve siyasal çözülme” perdesi...
Çözülme, üretim ilişkilerinin rıza ve zora dayalı sürekliliğinden başlayarak toplumsal ve siyasal yaşamın tüm ilişkilerine yayılmış durumda… Sanıldığının tersine süreç çeşitli toplumsal kesimlerin ve siyasi partilerin istekleriyle parçalı olarak değil; somut koşulların sonucu olarak bütüncül biçimde ilerliyor. En küçük ritüelden, en büyük anlatıya toplumu bir arada tutan bağlar çözülüyor. Parça bütün ilişkisi bozuluyor.
Mafya-tarikat-sermaye düzeninin yükünü artık taşımak istemeyen, küfesini sırtından indiren, sokaklara çıkıp meydanlara akan emekçi halkımızın yönünü bulamamış toplumsal enerjisi, düzenin iflasının altını çiziyor. Üstü ise daha çizilmedi... Mafya-tarikat-sermaye klikleri, düzenin meşruluk krizinde, emperyalizmin biçtiği rol ile oyalana dursun devlet aygıtının işlevini yitirişi büyük dönüşüm için çanları çalıyor…
Emperyalizmin dünya ölçeğinde çoklu krizleri yaratmasına karşın krizleri yönetememe sorunsalı, müesses nizamın sürmesi için şiddete dayalı yeni evresinin sinyallerini bugünden veriyor. Bir başka deyişle emperyalizmin sınırlarını çizdiği “düşük yoğunluklu çatışma” ortamları yaygınlaşarak, sınırlarını aşıyor.
Emperyalizmin çoklu krizi ile kesişen ve birlikte yürüyen, Türkiye "yerli ve milli faşizmi" olarak adlandırılabilecek Saray rejiminin "Türk-Kürt-Arap" barışı (!) ise çatışmayı sınırları ötesinde sürdürme boşuna çabasına sarılıyor…
Küresel ve ulusal gelişmelerin kesişiminde, dayatılan ABD barışının Türkiye halkınca kabullenilmediği, halkımız içinde etnik ve mezhepsel bir bölünme isteğinin olmadığı açıktır. Buna karşın, rıza üretilemeyen süreçlerin de zorla kabul ettirilmeye çalışıldığı ise tarihi ve politik gerçek olarak ortadadır. Toplumun tüm bağlarının çözüldüğü, ekonomik çelişkinin gün geçtikçe derinleştiği, biriken toplumsal enerjisinin patlak vereceği noktayı aradığı ise bir başka olgu olarak karşımızda. Ben tüm bu yaşananlar için “2. Çözülme Süreci” nitelemesinin uygun olacağını ve aynı zamanda bir aşamayı imlediği görüşündeyim.
Anayasa'yla çerçevelenmiş toplum sözleşmesine el atılarak, mafya-tarikat-sermaye düzeninin sürekliliğine ve kurumsallaşmasına özgülenmiş devletin yaratılmaya çalışıldığı 2. Çözülme Süreci’nin zorunlu durağı ise “siyasal şiddet”. Bir başka deyişle toplumsal çekişmelerin düzenin kurumlarıyla artık çözülemediği, sınıfsal çelişkilerin en berrak biçimde gün yüzüne çıktığı düzlemde toplumsal güçlerin giriştiği kıyasıya mücadele.
Devletin kuruluşundaki egemenlik savaşımını görmezden gelen, devletin üniter-ulus yapısının iç savaşın önleyicisi olmasını yok sayan ve yeni bir devlet tasarısı ile ortaya çıkan sınıfsal-siyasal ittifakın toplumda "rıza" üretemediği takdirde başvuracağı zor aygıtlarının kullanım biçimi, yaygınlığı ve şiddeti… İşte, 2. Çözülme Süreci’ni, birincisinden ayıran en önemli değişken!
Tanık olduklarımız ise "siyasal şiddet" öncülü "psikolojik savaş".
Kitle iletişim araçları ve etkileşim alanlarında gri propagandanın yoğunlaştığı; doğru gibi görünen, insanımızın duygularını kullanan, düşünceleri bulandıran yığınla içerik üretimi... Bıkmadan usanmadan aynı ezberlerin yinelendiği, emperyalist merkezlerde üretilen yalanların belletilmeye çalışıldığı bombardıman…
İlkel milliyetçi/etnikçi/mezhepçi dürtülerin kaşındığı, travmatik deneyimleri duygusal patlamalara yönlendiren, “mutlak zafer” karşısında edilgenleşme zorunluluğu duyumsatan çok yönlü saldırı… Emperyalizm, maşaları (iş birlikçileri) ve maşanın ucundaki nesneler. Nesneye odaklanan saldırıyı göremez!
Öfkelenenin savaşımdan düştüğü, aklı bırakan yenildiği bir savaş…
2. Çözülme Süreci’nin tüm aşamaları ve yürütücülerine karşın yapılaması gereken ise:
Sokaklara çıkıp meydanlara akan emekçi halkımızla, aydın-öncü kadroların buluşması; toplumsal enerjinin yönünü belirleyerek devletin işlevinin yeniden tanımlanması. Toplumun bir arada yaşama isteğinin büyütülmesi, yeni anlam dünyasına kavuşturulması, zedelenen bağların yenilenmesi. Ve söz açılan gerekliliğe düzlem sunabilecek, yeni üretim ve bölüşüm ilişkileri önermesi…
Son söz Uğur Mumcu’dan:
“Ülkede can güvenliğinin kalmadığı, temel hak ve özgürlüklerin yok edildiği bir ortamda, bütün ilericilerin en somut görevi bu cephe partilerini iktidardan indirmek değil midir? Eylemlerin, ‘taktik’ ve ‘stratejilerin’ bu amaca yönelik olarak ortaya konması gerekmez mi?”
Arda ÇELİK
(SOSYALİST KÜLTÜR, Fanzin, Sayı: 7, 14 Eylül 2025)



