top of page

KÖŞEDEKİ BANK’TAN KENTLİ İZLENİMLER

  • Yazarın fotoğrafı: Arda ÇELİK
    Arda ÇELİK
  • 27 Kas 2025
  • 2 dakikada okunur

On sekiz yaşında bir delikanlı olarak geldiğim Ankara, gerçek anlamda kentsel deneyimi yaşacağım yer olacaktı. O günlerde yeterince ayırdında olamadığım "kentli" kimliği, yeşil parkam gibi üstüme tam oturmamıştı. Her şey çok büyük ve çok yeniydi. Kafamın içindekiler ile görüntüm ve gördüklerim uyuşmuyordu. Her şey yabancıydı. Artık selamlaştığım komşularım, yolda karşılaşabileceğim ailemin tanıdıkları yoktu. Her şey yabancıydı. Artık sadece kendime karşı sorumluydum. Hiç duyumsamadığım, hiç bilmediğim bir şeydi bu. Özgürlük gibiydi ama bir o kadar da tutsaklık...

 

Ölçek değişmişti. Düzenli yaşamım da. Belleğim alt üst, düşüncelerimin bulanık, duygularım belirsizdi. Kenti tanımam, öğrenmem, kavramam, bilmem ve deneyimlemem gerekiyordu. Üniversite dersleri yeterince ilgimi çekmiyor, öğrencilerin davranışları hoşuma gitmiyordu. Ankara'nın tam ortasında, biraz geldiğim yere benzeyen biraz benzemeyen merkezinde olmak istiyordum. Derslerin bitimiyle kendimi Kızılay'da sahaflarda, kitap kafelerde, adını duymadığım derneklerin konferanslarında buldum. Yine ne özgürdüm ne tutsak...

 

Sorular beynime dolarken, şiirler mırıldanıyordum. Özellikle okunmuş ve bazen de görülmüş kitaplar alıyor, altı çizilmiş yerleri bir daha çiziyordum. Aldığım kitapları okumak için ana caddelerden ara sokaklara yöneliyor ve oturacak yer arıyordum. Tenhalaşan her sokakta, tanıdık bir yerdeymişim gibi dinginleşiyor; düşüncelere dalıyor ve adımlıyordum. Adımlarım köşedeki bank ile  denk düşüne kadar sürüyordu. Aldığım her kitap, yeni bir ben'e yolculuğun başlangıcıydı. Köşedeki banktan kalkarken, oturduğum ile aynı kişi değildim. Aynı kişi olarak kalmak istemiyordum...

 

Özgürlüğün tadına yeni yeni vardıkça sadece kendime karşı sorumlu olmanın ne demek olduğunu anlıyordum. Cisimleşen tek başınalığım ise doğduğum günden beri hep içimde olan ama tam olarak ortaya çıkmamış bir durumu gündeme taşımıştı. Yalnızlık...

 

Sadece kendime tutsaktım. Ve bu tutsaklık kaçınılmazdı. Diğer tüm tutsaklıklara savaş açmayı gerektiriyordu! Her mevzi aşıldığında, her cephede zafer çığlıkları atıldığında da ödenmesi gereken bedel değişmiyordu. Özgürdüm, kendime karşı sorumluydum ve yalnızdım... Büyükşehir dedikleri, Ankara dedikleri bu muydu? Kenti deneyimledikçe sorgularım ve yanıtları belirginleşiyordu.

 

Uğruna mücadele edebileceğim şeyler nelerdi? Hiçbir zaman sadece kendimi düşünmemiştim. Bir bütünün parçası olmanın yeterliliğine sığınmıştım. Ama o bütün, o içine doğduğum gerçeklik; özgür olmadığım, sorumluluğu devrettiğim ve kalabalığın içinde kaybolduğum gerçeklik değil miydi? Uğruna mücadele edeceğim şey;  o gerçekliği korumak, aynı kişi olarak kalmak için miydi?

 

Yanılsamalarımı gördükçe dehşete düştüm. Tüm dolayımlar, yine benden başlıyor; benim kendimle kurduğum ilişkiden türüyordu...

 

Kişiliğimi değiştirmeli ve kendimi toplumsallaştırmalıydım!

 

Özgürlüğün ve kendine karşı sorumluluğun sonucu yalnızlık olmamalıydı. Özgür olmayışımın sınırları önceki toplumsal gerçekliğimin sınırlarıysa (ve o gerçeklik nasıl benim değiştiğim gibi değişmeliyse) sorumluluğum da sadece kendime karşı olamazdı...

 

Özgürdüm, artık kendime ve topluma karşı sorumluydum. Yalnızlığım ise doğumumla başlayan kadardı...

 

Yeni yeni anlıyorum. Bitirmediğim kitaplar, olduğum kişi ile olacağım kişi arasındaki duraklardı. Ben aynı kişi olarak kalmamayı seçtim...

 

Kentleşme ve yükselen sağ bağlamını okurken "Özgürlük-Sorumluluk-Yalnızlık" üçgeninin göz önünde bulundurulması gerektiğini kendimden dolayımla öneriyorum. Kendi dışında tüm tutsaklıklara razı olan, sorumluluğunu devreden ve kalabalığın içinde yalnızlığın acısıyla kıvranan insanlar faturayı; yaşadıklarına neden olan toplumsal gerçekliğe değil de o gerçekliğin "değişmesine" kesiyor olsa gerek... Sanırım, sağ, böylesine bir kent deneyiminin bireysel yarıklarından sızıyor, kentli kimliğin oluşmadığı bir sosyolojik düzemlemde yükseliyor...


Arda ÇELİK

(SOSYALİST KÜLTÜR, Fanzin, Sayı: 8, 27 Kasım 2025)


Kentleşme ve yükselen sağ bağlamını okurken "Özgürlük-Sorumluluk-Yalnızlık" üçgeninin göz önünde bulundurulması gerektiğini kendimden dolayımla öneriyorum. Kendi dışında tüm tutsaklıklara razı olan, sorumluluğunu devreden ve kalabalığın içinde yalnızlığın acısıyla kıvranan insanlar faturayı; yaşadıklarına neden olan toplumsal gerçekliğe değil de o gerçekliğin "değişmesine" kesiyor olsa gerek... Köşedeki Bank'tan Kentli İzlenimler...

bottom of page