DOĞRULARI HAYKIRDIM PEKİ SONRA?
- Arda ÇELİK

- 15 Eyl 2025
- 3 dakikada okunur
…Mutluyum. Ülkemizin tam bağımsızlığı, ulusumuzun tam egemenliği, emekçi halkımızın iktidarı mücadelesine kendini adayacak; hiçbir özveriden çekinmeyen kendi kaderini vatanın kaderi ile birleştirmiş genç arkadaşlarım var. Mutluyum. “...ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, devrimci, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek yetenekte, doğru düşünüşlü, iradeli, yaşamda denk düşeceği engelleri yenmeye kudretli, karakter sahibi genç...” arkadaşlarım var.
Üzgünüm. Ülkemizin bağımsızlığını yitirmesine neden olan, ulusal egemenliği ayaklar altına alan, emekçileri sömüren emekçileri öldüren bir düzen var. Üzgünüm. Ülkemde ahlâkı yok sayan, karakteri aşındıran; olumsuz, edilgen, yeteneksiz, düşüncesiz, iradesini satmış bir avuç asalağın yarattığı bir düzen var...
Mutluluk ve üzüntü arasındaki salınımda öfke patlamalarım, kendimin ve vatanımın makus talihinde çıkmazlarım oldu. Nasıl olur da gerçekler görülmez, ihanet cezalandırılmaz, sömürü sonlanmazdı? Doğruları haykırdım peki sonra?
1. Çözülme Süreci'nde ateşi ve ihaneti gördüm. Sessiz kalanları, kanlı ellere güvercin uçurtanları, acıları kullananları gördüm. İnsanlığın büyük özlemi barışın ardına saklananların sayıklamalarını dinledim. Öfkem her geçen gün daha da arttı. Milyonlar aç, açık ve çıplakken; doymaksızın yiyenleri, vahşeti örtenleri, halkı soyanları gördüm. Tüm bunları yapmıyor gibi nutuk çekenleri dinledim. Öfkem her geçen gün daha da arttı. Bu gidişe dur demek, devranı döndürmek ve hesabı sormak gerekiyordu. Doğruları haykırdım peki sonra?
Her geçen yılda vahşet daha da büyüdü. Gidişatı değiştirmeye gücüm yetmiyordu. Sol yumruğumu havaya kaldırdım; marşlara eşlik ettim; dizginsiz öfkemi biledim. Afişler, dergiler, kitaplar… Toplantılar, yürüyüşler, eylemler… Büyük puntolu paylaşımlar, saldırgan yazılar, seslendirilmekten yorulmuş şiirler… Durdum ve düşündüm.
Mücadelemin yöntemi ne kadar geçerliydi, ne kadar bilimseldi? Sözlerimin ardında tatmin olmayı arayan bir yanım mı vardı? İçsel boşluklarım ideolojik retorikle mi doluydu? Sorular peşi sıra geldi. Öfkem yılgınlaşırken, ben durgundum. Yine de vahşet büyüyordu...
Doğruları sorular aşındırmış, sorgulamalar altüst etmişti. Yanlış olmayan doğru da olamayabiliyordu. Haykırışlarım kursağımda, kütüphanelerin kör dehlizlerine daldım; doğrularımı aradım. Kitapların dize aralarında yeni bir ben buldum. “Biz” deyişlerimin ardındaki “ben”. Türevsel akıl yürütmelerim yanlıştı. Durdum ve düşündüm.
Birincil kaynaklara yöneldim. Sayıklamalarımın üstünü çizdim. Doğru bildiklerim doğru muydu? Eski ölmüş, yeni doğmamıştı. Aradığım, gerçeğin doğru bilgisiydi. Kendi metafiziğimden, kuramın yakıcı berraklığında, eylemin süreğen deviniminde kurtuldum. Ve anladım: Mücadele “kendini gerçekleştirmek” olduğu kadar “gerçeğin iktidarını kurmak” idi. Gerçeklere yüz çevrilemez, gerçeklerle kavga edilemezdi; ne kendimin ne de toplumun gerçekleriyle… Gerçekler ancak savunulabilir ancak uğruna mücadele ettikçe kabullenilebilirdi. Yıkma salt istenci, kendi dolayımında yok oldu...
“Düşün hazırlıkları, seferberlikte asker toplamak için olduğu gibi davul zurna ile temin edilemez. Düşün hazırlıklarında gösterişsiz çalışmak, kendini silmek, karşısındakinde samimi bir inanç doğurmak gerekir.” diyen Devrimci Önder'imiz Atatürk'ün felsefesi içten içe boy veriyor, yalımları gövdemi sarıyor, belleğim yeniden kurgulanıyordu. Birikimim kurma işlevine özgülleniyor, donanıyor ve yeni yatağını buluyordu.
Kendini yeniden kurmak, ülkenin yeniden kurulması gerekliliğiyle bir aradaydı. Kurucu istenç, topyekûn mücadeleyi zorunlu kılıyor ve ondan meşruluk alıyordu. Yeni eskiden doğacak, geçmiş bugünden yorumlanacaktı. Öz gücüne dayanmayan ve öz gücünü büyütmeyen her mücadele yenilgiye tutsaktı. İlkelerin olmadığı yerde büyük utkulardan söz açılamazdı. Doğru ve başarılı örnekler ortaya koymak, örnekleri gerçekle sınamak, yarının dünyasını uygulanabilen en küçük birimden ve bugünden başlayarak üretmek gerekiyordu. Olmasını istenen için olandan başlamak zorunluydu. Büyük söylevlerin ardına sığınılamazdı! Düşlerin gizeminde kendinden geçilemezdi! En küçük ayrıntıları gözeten, en belirsiz kaygıları gideren anlayışla yolda olunmalı ve yürüyüşün uzunluğuna koşul hazırlanılmalıydı…
Kendini bilme ve gerçeği bulma sonsuz arayışı, bilinmez bir yolculuğun değil süreğen bir değişimin içinde olmaktı. Değiştiğini, değişeceğini bilmek; kendini silmeyi gerektiriyordu. Gerçeğin iktidarını kurmak, gerçeklere katlanamayanların öfkesinden arınmayı; gösterişsiz çalışmayı gerektiriyordu. Ve ancak inanılan bir mücadelede başkalarıyla ortaklaşabilir, kendini gerçekleştirmenin birlikte üretmekten geçtiği böylece kavranabilirdi. Yürüyüşün uzunluğuna koşul hazırlanılmalıydı…
Mutluluk ve üzüntü arasındaki salınımda yürüyüşüm sürüyor. Duygularımın dayandığı gerçekler uğruna mücadele etme azim ve kararlılığındayım. Düşüncelerim kurma işlevine özgülleniyor. Gerçeğin doğru bilgininin arayışındayım.
Tarihin döngüsel ilerleyişinde yarının ışıklı erimine doğru uzanıyorum. Mutluyum…
Arda ÇELİK
(DAİMA, Aylık Bağımsız Fikir ve Sanat Gazetesi, Sayı: 14, Eylül 2025.)



