top of page

SABAHATTİN ALİ ANMASI

  • Yazarın fotoğrafı: Metin Emre Kuşçu
    Metin Emre Kuşçu
  • 2 Nis
  • 2 dakikada okunur

1907 yılında, o tarihte Osmanlı toprakları içerisinde bulunan Bulgaristan Eğridere’de yaşama gözlerini açan Sabahattin Ali’nin çocukluk yılları dünya için bir hayli zor zamanlarda geçti. Küçük Sabahattin, babasının asker olması dolayısıyla da dünya tarihinin geçirdiği bu zor döneme birinci gözden tanıklık etti. Henüz yedi yaşındayken babasının görevi gereği Çanakkale, ardından İzmir ve İzmir’in de düşman işgaline uğramasıyla Balıkesir’e göç etti. Milli Kurtuluş Mücadelesi’nin ardından yazarlığa merak sardı ve yeni Cumhuriyet’in toy yazarlarından oldu.

 

Cumhuriyet Devrimi’nin adım adım gerçekleştiği tarihlerde, yazar ve şairliğinin yanında ayrıca genç Cumhuriyet’in ilk öğretmenlerindendi Sabahattin Ali. Onun doğasında bu eğitimci kimliği dolayısıyla eleştirme ve geliştirme eğilimi vardı. Kalemi sivriydi, bu kalemle birilerini rahatsız etmemesine imkân yoktu. Ve beklenen oldu; Ankara’da Almanca öğretmenliği yaptığı tarihlerde “komünizm propagandası yaptığı” gerekçesiyle soruşturma geçirdi. Dava sonucu tutuklandı ve Aydın Hapishanesi’ne gönderildi. Burada romanına başkarakter olacak ve ayrıca romana ismini de verecek “Kuyucaklı Yusuf” lakaplı birisiyle tanıştı. Bu gibi hapishanede tanıştığı insanları eserlerinde malzeme olarak kullandı. O, eserlerinde hep gerçeği yazdı.

 

Hapishaneden çıktıktan sonra öğretmenlik mesleğine devam etti. Ancak üslubu onu yine rahat bırakmayacaktı. Yazdığı bir şiirde Mustafa Kemal’e hakaret ettiği gerekçesiyle tutuklandı. Tam on ay yedi gün hapiste kalan Sabahattin Ali, genel af kanunuyla çıkabildi.

 

O’nun siyasi ve edebi kişiliği birleşince boş durmasına imkân kalmıyordu. 1946 yılında Aziz Nesin ile beraber “Marko Paşa” dergisini çıkardı. Sert ve mizahi eleştiriler yapılan bu dergide yine kalem birilerine doğrultulmuştu. Derginin sorumluluğu Sabahattin Ali’de olduğundan birden çok yazı hakkında birçok dava da yine Sabahattin Ali’ye yönlendirilmişti. Dava sonucu yine ve yeniden uğrak olduğu hapishanelerin yolunu tutmuştu yazar…

 

Ateşle oynamayı çok seven bir yazardı Sabahattin Ali. Birilerini rahatsız etmekte de ustaydı. Üst üste gelen davalar onu bezdirmişti. Yurt dışına yasal olmayan yollarla çıkmak için Edirne’ye gitme kararı aldı. Bu uzun bir yolculuk olacaktı. Ve gayet tabii zorlu bir yolculuk…

 

Öldürülmesi konusunda birçok görüş vardır Sabahattin Ali’nin. Bu görüşlere yer vermeyi lüzumsuz gördüğümden bunlara değinmeyeceğim. Uzun lafın kısası, bu cömert ve de bir o kadar acımasız topraklar yetiştirdiği bir aydını daha yuttu. Kendisinin iyiliği için çalışanlara nankör, kendisini yiyip yutanlara karşı bonkördür bu topraklar. Bence bu kadar yeterli, biz de birilerini kızdırmayalım. Işıklar içinde uyu Sabahattin Ali…


O’nun siyasi ve edebi kişiliği birleşince boş durmasına imkân kalmıyordu. 1946 yılında Aziz Nesin ile beraber “Marko Paşa” dergisini çıkardı. Sert ve mizahi eleştiriler yapılan bu dergide yine kalem birilerine doğrultulmuştu. Derginin sorumluluğu Sabahattin Ali’de olduğundan birden çok yazı hakkında birçok dava da yine Sabahattin Ali’ye yönlendirilmişti. Dava sonucu yine ve yeniden uğrak olduğu hapishanelerin yolunu tutmuştu yazar…
Yazının tamamı internet sitemizde... Metin Emre Kuşçu yazdı...

 

bottom of page