top of page

HER 24 OCAK’TA DAHA ÜZGÜNÜM

  • Yazarın fotoğrafı: Arda ÇELİK
    Arda ÇELİK
  • 15 Şub
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 11 Tem

Ankara sokaklarını karışlarken hep düşündüm. Kaldırımların tozu ile memleketin derdini yuttum. Aydınlık yüzler gözümün önüne geldi. Mimikleri kibar, gülüşleri candandı. Elleri tombul, sesleri ise vurgulu. Kaleme aldıklarını okudum; yüreğim daha hızlı attı. Kararlıydılar, inançlı ve sabırlı. Bilgi sahibi olmadan düşünce sahibi olamayacağımı öğretmişlerdi. Devrin adamı olmanın, kendimi kurtarmaya yetmeyeceğini de.

 

Ankara sokaklarını karışlarken hep düşündüm. Gazete manşetleri neleri saklardı, kaç puntoydu gölgeler? Her köşe başında durdum. Ölçüp biçmem yetmiyor, aklım almıyor, duygularıma gem vurulmuyordu. Bayındır’da Öz, Bahçelievler’de Aksoy, Köroğlu’nda Üçok. Ve Karlı Sokak’ta Mumcu…

 

Ankara sokaklarını karışlarken hep düşündüm: “Neden Öldürüldüler?”. Bugün bile yanıtının gerçekten verilebildiğini görüşünde değilim. Tek ama en önemli parçası eksik bir yapboz gibi yanıtlar. Bütünlüklü görünse de parçalar birleşmiyor. “Türkiye, bugünleri yaşasın diye.” deniliyor; ne yaşadığımızı sanki biliyormuşuz gibi… “Anıyoruz”  yinelemelerinde, her gün daha da unutuluyor gibi… Anlamadan, anmanın; bir gün belli belirsiz anıya dönüşeceği gerçeği yadsınıyor gibi… Peki hiç anısı olmayanlar?

 

Ankara sokaklarını karışlarken hep düşündüm. Ben yaşama gözlerimi açmadan, aramızdan alınmış kişiler nasıl oluyor da bana bu kadar yakın geliyor, canıma can katabiliyordu? Hem de yaşamadan… Sanki bizden biri, ailemizden, evimizden biriydi onlar. Çocuğun eve gelen babasına sarılması kadar içten, baba paltosunda duyduğu koku kadar derindi varlıkları. Anne eli değmiş gibi düzgün, ev yemeği gibi sıcaktı karakterleri. Hep aynı ceketi giymenin ağırbaşlılığı, onurlu yaşamanın gururu onlardan ayrılamazdı. Namusun, yiğitliğin, vicdanın, ahlakın adıydı; onların adı… Leke sürülemez, satın alınamaz, boyun eğdirilemez, dize getirilemezdi! Bugün de öyle, Çoban Yıldızı gibi yönümüzü bulmamızı sağlıyor; kendimize çeki düzen verdiriyor; inancımızı büyütüyor…

 

Ankara sokaklarını karışlarken hep düşündüm. Türk milletinden ne çalınmıştı?

Belki, düşüncelerinin yayılmasını engellenememiş; kitapları yakılamamış; fotoğrafları silinememişti. Belki, Türkiye’mizin karşılaştığı tehlikeler karşısında milyonlar artık daha uyanıktı, belki çözüm yolu daha açıktı… Belki.

 

Tüm bunlar neden öldürüldüklerinin yanıtı değildi. Bizden bir şey çalmak istediler. Yeri doldurulamayacak, içimizde açılan boşluk giderilemeyecekti. Bizden bir şey çalmak istediler. İyilerin, doğruların kazanmasına duyduğumuz güvenimiz zedelenecek; gözlerimizin içi eskisi gibi gülmeyecekti. Bizden bir şey çalmak istediler. Çocukluğumuzu, gençliğimizi, anneliğimizi, babalığımızı, kardeşliğimizi… Çaldılar.

 

Artık, dinmeyen bir acıyı sahiptik.

 

Arda ÇELİK

(DAİMA, Aylık Bağımsız Fikir ve Sanat Gazetesi, Sayı: 17-18, Ocak-Şubat 2026.)

 

bottom of page