top of page

HALİT ÇELENK ANMA

  • Yazarın fotoğrafı: Metin Emre Kuşçu
    Metin Emre Kuşçu
  • 5 May
  • 2 dakikada okunur

Hukuk, eleştirilerle varolur. Mevcut normları birer din dogması gibi değerlendirerek hukuk bilimi yapılamaz. Üstelik hukuk aynı zamanda bir sosyal bilimdir. Hukuku insanüstü bir öğeymiş gibi göstermeye çalışmak onu varoluşsal gerçekliğinden kopararak bir üst sınıf oyuncağı yapar. Hukukun konusu insandır; insandan koparılamaz, soyutlanamaz. Bu sebeptendir ki insanın öğeleri aynı zamanda hukukun öğelerini oluşturur: Şeref gibi, onur gibi, vicdan gibi...


Cumhuriyetten yalnızca iki yıl önce Antakya'da doğdu Halit Çelenk. Mandacı Fransız okullarında okudu. Fransız hocalardan eğitim aldı. Bu durum ona Fransız aydınlarını yakından tanıma olanağı verdi, henüz lisedeyken Voltaire, Rousseau gibi aydınları okumaya başladı. Okudukça bilgilendi, bilgilendikçe düşündü. Bir devrimler çağının ortasına doğmuştu resmen. Rusya'da genç bir Ekim devrimi, Türkiye'de daha da genç bir Cumhuriyet devrimi sürmekteydi o yıllarda...


Derken 1944 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Üniversite sıralarında arkadaşlık yaptığı Şekibe ile aynı zamanda Hayat arkadaşı oldu. Ceza avukatlığına başladı. Mevcutta hukukun mazluma yöneltilmiş bir silah olmasına karşın o, hukuku mazlumların silahı olarak gördü. Lise yıllarında tanıştığı Fransız Devrimi'nin eksiklerini sol-sosyalist düşüncelerle tamamladı. Bu düşünce yapısıyla önce insan sonra hukukçu oldu, günümüzde az rastgeldiğimiz bir durum...


1961 yılında kurulan Türkiye İşçi Partisine katıldı. Sosyalist mücadelesine orada devam etti. Türkiye İşçi Partisi'nin radyo çağrılarını yaptı. Yoğun bir baskı altında olan partisinin savunmalarını üstlendi. Sendikacıları, parti yöneticilerini, yazarları savundu.


Çelenk çifti 1966 yılında partiden ihraç edilenler arasında oldular. Mücadelelerini parti dışında sürdürdüler. Bu süreçte bir çok mücadeleci derneğin kuruluşunda rol aldılar.


Ve o an gelmişti, 12 Mart'ın 1961 anayasasının özgürlükçü tarafına indirdiği darbe ile üç genç fidanın idamı istenmekteydi. Deniz, Yusuf, Hüseyin...

Bu davayı üstlendi Çelenk. Ancak ne yaptıysa ne ettiyse olmadı. THKO Davası sonuçlandı. Savunmalarını üstlendiği üç gencecik fidanın cezalarının infazında da yanındaydı Çelenk. “87 yıllık yaşamda geçirdiğim en kötü zaman dilimi olan o dakikalardaki çaresizliğimi sizlere anlatamam” diyecekti yıllar sonra. Yargı silahı yine mazluma doğrultulmuştu. Adalet çarkı dönmüyordu yine...


70'li yıllarda birçok dava üstlendi Çelenk. Hepsinde de çekti okları üzerine, geçti dikenli yollardan ancak yılmadı, usanmadı. 12 Eylül'ün karanlık havasında Aydınlar Dilekçesi'ni imzalayan bir avuç cesur insan arasındaydı.


2002 yılından itibaren sağlık sorunları başgösterdi. 2011 yılının 5 Mayısı'nda - o gencecik fidanların idamının yıldönümünden yalnızca bir gün önce - hayata gözlerini yumdu. Belki bir daha 6 Mayıs yıldönümünü yaşamak istemedi, o acıyı bir daha hissetmek istemedi Çelenk. Amansız bir hukuk savaşçısıydı, belki de adaletin tecelli etmediği günleri bir daha hatırlamak istemedi bu yüzden. Vefatı bile hukuka olan bağlılığını anlattı bize belki. Yattığı yer incitmesin...


Hukukun konusu insandır; insandan koparılamaz, soyutlanamaz. Bu sebeptendir ki insanın öğeleri aynı zamanda hukukun öğelerini oluşturur: Şeref gibi, onur gibi, vicdan gibi...
Mevcutta hukukun mazluma yöneltilmiş bir silah olmasına karşın o, hukuku mazlumların silahı olarak gördü. Lise yıllarında tanıştığı Fransız Devrimi'nin eksiklerini sol-sosyalist düşüncelerle tamamladı. Bu düşünce yapısıyla önce insan sonra hukukçu oldu, günümüzde az rastgeldiğimiz bir durum... 
Yazının tamamı internet sitemizde...

bottom of page